8/9/2009 · Kategori: Ordan Burdan Surdan__

/narenciye uzerinden hayata rest cekmek on Twitpic


büyütmek için resme tık tık !!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

7/9/2009 · Kategori: Deneme

İlköğretim öğrencilerinin duvar panolarını karıştırırken bilim çocuk dergisinin o klasik ve gubidik deneylerine rastladım. kocaman iki sayfayı kesip mantar panoya asmışlardı. deney malzemelerini hemen sayıyorum meraklı bünyeler için.


1 adet boş iplik makarası
oyun hamuru(tercihen kırmızı, iğrenç duruyor. maksat kıllık olsun :))
1 adet CD
1 adet balon( bu da yeşil olsun kırmızıya iyi gider.)

evet efendim. her evde bulunan kolay malzemeler :)) boş makarayıdiklemesine alıp oyun hamuruyla CD nin ortasındaki delik kısma yapıştırıyoruz. sonra da balonu pooooffff diye şişirip makaranın üst kısmına bağlıyoruz. Cd yi itiyoruz ve varlık uçmaya başlıyor(muş..) :)



ha bir de bu vardı. küçük çocukların zekasını açalım diye.kaç ayak varmışmış? hemen zekinin biri kurşun kalemle 4 yazmış oraya. a be akıllım arkadaşlarını ne yanıltıyorsun sen çok bilmiş. 

çocuk olmak, üfürükten tayyareler yapmak vardı aslında; gelecek sıkıntısından boş defterle uçak yapmak yerine..

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

22/7/2009 · Kategori: Felsefe-Psikoloji

Felsefe yüksek bir dağ yoludur… Issız bir yoldur ve yukarı çıktıkça daha da ıssızlaşır. Bu yolu her kim izlerse hiç korkmamalı, her şeyi geride bırakmalı ve kış karında güvenle ilerlemelidir. Kısa süre içinde altındaki dünyayı görür; kumsalları ve bataklıkları gözünün önünden kaybolur, düzgün olmayan noktaları düzelir, yırtıcı sesleri artık kulağına ulaşmaz. Ve yuvarlaklığını da görür. Kendisi her zaman saf serin dağ havasındadır ve güneşi görür, oysa aşağıda ki herkes gecenin karanlığıyla kuşatılmıştır.

-------

Budha’nın dört soylu hakikatinin gücü:

1. Hayat acı çekmektir.

2. Acıya bağlar neden olur ( nesnelere, fikirlere, bireylere, hayatta kalmanın kendisine olan bağlar).

3. Acının panzehiri vardır: arzunun, bağın, benliğin sona erdirilmesi.

4. Acısız varoluşa giden belirli bir yol vardır: aydınlanmaya giden sekiz adımlık yol.

---------

Hiçbir şey onu telaşlandırıp heyecanlandıramaz artık. Bizi dünyaya bağlayan ve bizi (kaygı, yakıcı arzu, öfke ve kork dolu olan bizi) sürekli acı içinde ileri geri sürükleyen binlerce istenç bağı: o hepsini kesip paramparça etti. Gülümseyerek geriye, şu anda oyunun sonuna gelmiş bir satranç oyuncusu gibi kayıtsızca önünde duran bu dünyanın düşsel görüntüler geçidine bakıyor.

------

Büyük acılarda daha önemsizlerinin hissedilmesini engeller ve tersine, büyük acıların yokluğunda en küçük dertler ve sıkıntılar bile bize büyük acı verir.

------

Annesinden Arthur Schopenhauer’e mektup…

Bitmek bilmez saptırmaların, aptal dünya ve insanların perişanlığı hakkındaki yakınmaların kötü geceler geçirmeme ve tatsız rüyalar görmeme neden oluyor. Sana borçlu olmadığım tek nahoş bir anım bile yok.

-------

İnsanların çoğu hayatlarının sonunda geriye dönüp baktıklarında molalarda yaşadıklarını görürler. Takdir etmeden ve zevk almadan yanlarından geçip giden şeyin aslında hayatları olduğunu gördüklerinde şaşırırlar. Ve böylece umutlarla kandırılan insan ölümün kucağına koşar.

------

1846’ da, bir öğle yemeğinde elli sekiz yaşındaki Schopenhauer’i ziyaret eden bir yazar on şöyle tarif ediyor:

Yapılı, mutlaka iyi, ama modası geçmiş kesimli giysiler giyiyor. Kısa gümüşi saçlı, orta boylu. Eğlenir görünümlü ve aşırı derecede zeki, mavi benek gözlü,içe dönük görünen, ama konuştuğunda neredeyse barok tarzında bir karakter, bu yüzden her gün masada bulunanların, ucuz hicivlerine bol miktarda malzeme sağlıyor. bundan dolayı genellikle küskün, ama aslında zararsız ve iyi huylu bu haşin masa arkadaşı, kendisiyle sürekli olarak alay eden önemsiz insanların şakalarının boy hedefi oluyor.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

22/7/2009 · Kategori: Deneme

Düşünerek zayıflamak diye bir şey varmış efendim. Hayır, hayır. Yasemin Soysal’ın Düşünce Gücüyle Zayıflama kitabından bahsetmiyorum. O sadece psikolojik bir yöntemle zayıflama. Benim dediğim, çok düşünen insan çok zayıflar! Cidden var mı yok mu denemedim ama bir şeylere kafa yormanın acıktırdığını biliyorum. Böyle bir durumda çelişki olmaz mı? Kafa çalıştıkça bünye acıkacak ve daha çok yemeye başlayacak. Bizim insanımızın kilolarıyla her daim problemi var. Düşünceyle zayıflanacağını öğrenen kişiler ne yapar? Gidip integral mı çözsün trigonometri mi?! Bulmacaya sarılırlar genelde gazete eklerinde. Ama öyle zayıflanmaz kardeşim. Sen mideyi tutma düşünerek zayıfla? Oldu mu? Olmadı bana göre. Eh, kilolarla başımız dertte olan bir millet olduğumuzu söylemiştim. Bu durumda düşünmeyen ve araştırmayan, kafa yormayan bir millet olduğumuz sonucu mu çıkar? Bu sorunun cevabı size kalmış bir şey fakat ben her zaman için araştırmayı ve okumayı sevmeyen bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. Bunun nedenleri ise uzadıkça uzar. Karın tokluğuna yaşamamız gibi. Toplumsal olarak mutluluk seviyemiz düşük. Ama dertlerimiz zayıflamaya değil kilo almaya itiyor.

 

Evet, bu yazıyı okuyarak belki birkaç kalori yakmışızdır. Haydi canlar, az düşünelim öz düşünelim!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

20/7/2009 · Kategori: Deneme

Foton kuşağı,güneş ışığı. Öleceğiz deniliyor. 2012 gelecek ve kıyamet kopacak. Denizler yok olacak yada bizi denizler yok edecek. Virajlardan ve varyantlardan aşağıya uzanan yolun köşesinden geçiyorum. Bir şarkı açıyorum klasik,pop, metal veya hip hop fark etmez. Kaliteli olsun yeter. Sagopayla bira içebilirken cradle of filth tişörtümü giyebiliyorum. Yada gipsy kings eşliğinde sahilde yürümek…. Ama kulaklıkla değil, yanımda gitar çalan adamla.. gözümde simsiyah makyaj,çiçekli elbisem ve pembe babetlerimle yürüyebiliyorum Chopin eşliğinde. Aptal minibüsçünün teki arabayı ayağımın üzerinden geçiriyor,yine bir şey olmuyor.koşaraktan dolaşabiliyorum. Adıma inat yüzme bilmiyorum. Her şeyi, her konuyu eşeliyorum. Hiçbirine tam yetişemiyorum ama, yetemiyorum. Bavulumu doldurup odanın bir köşesine koyuyorum ama hiçbir yere gitmiyorum. Deniz içeri çekiliyormuş ve kıyamet kopacakmış. Hastalıklar artıyormuş, eğlence senin neyine deniliyormuş. Her koyun kendi bacağından asılır lafına inanıp koyun olunmuş. Ama başkalarının işine de karışılırmış.

 

Kıyamet kopacakmış az kalmış. Başkalarının yalancısıyım. Bu kadar zıtlık bir arada bulunamazmış. Olmasın 2012 de falan, üniversite bitmez daha. Kıyamet değil de insanlar kopar olmuş her şeyden. Koparıp ata ata her şeyi dünyayı da fırlatacağız bir kenara. O zaman bizim için yok olacak ya dünya,hani bugüne kadar yarattığımız her şeyle beraber. Ondan korkuyorum!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

20/7/2009 · Kategori: Deneme

Her cümlenin sonuna üç nokta koyan insanlar… üç nokta koyup geleceğe bakıp umutlu olan insanlar diye düşünmüştüm. Bir de iyi kötü demeden dizileri, filmleri ‘zevk’ alarak birkaç kez izleyen insanlarda var. Bakın, güzel olan şeyler izlenebilir elbet yada can sıkıntısından… ama istisnasız her şeyi birkaç kere izleyen insanlardan şüpheleniyorum. Bence bu işi yapanlar hayatındaki hataları tekrarlamaktan kaçınmayan insanlar. Bunu en çokta bizim milletimiz yapıyormuş gibi bir his var içimde. His dedim bakın, araştırmadım. Herkes yapışmış bir şekilde aptal kutularına bakıp duruyor. Yada bilgisayar ekranına kilitleniyor. Günümüzde Internet denen şey bir beyin uyuşturucu olarak da kullanılabiliyor pekala. Sabah, akşam başında oturanlara sorarız “Hayırdır bir beklediğin mi var?”. Hep şu yanıtı duymayı istemişimdir: “Uzaklardan gelmeyecek olan bir gemi bekliyorum”. Ama aldığımız yanıtlar gayet somuttur. “Dur biraz işim var.” Ne bitmez işmiş o iş?! Cidden işi gereği bilgisayar başında bulunması gereken insanlara sözüm yok fakat gününü hiçbir şey yapmadan msn ekranına kilitlenip geçiren insanlardan korkuyorum ben. Sanki kızdırdığınız an kalkıp üzerinize çullanacakmış hissi veriyorlar.

 

Evet.. üç nokta koyan insanlardan nereye geldik. Daha duygusal bir şey yazmak istemiştim fakat iş bu yazı bir özeleştiri de içermektedir. En azından ben uzaklardan ‘gelecek’ bir gemiyi bekliyorum. Havalı

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

19/7/2009 · Kategori: Kitaplar

 
















Şu anda bakmakta olduğunuz bu roman, duymak istediğiniz hiçbir şeyi söylemiyor. Duymaktan korktuklarınızı okuyacaksınız bu kırık aşk hikayesinde...
Küçük bir sahil kasabasında başlayıp, İstanbul'da sonlanan bir serüven...
Hayallerinde yaşattıkları büyük şehir İstanbul'da yolları kesişen üç kişi...
Ve her şeyi, başlarken bitiren o cümle...
"yalnızım; çünkü sen varsın"

...diyor Kahraman Tazeoğlu.

Aşka Rüzgara Ayrılığa Zamana..

Yalnızım çünkü sen varsın"

"gel" desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim

ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz´a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun"
oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun

yorgun Haliç´e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç

bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kimi üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa "gel" desen gelecektim

gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
"kimseler biliyor"
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa "gel" desen gelecektim

artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa "gel" desen gelecektim

gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz´ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler

her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa "gel" desen gelecektim

susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum Araz´ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma

denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı

ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa "gel" desen gelecektim

ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum

en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için

kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum

gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inanıyorum

yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya

üstü kalsın ihanetimin
"gel" desen gelecektim

yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum

yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
dişlerindeki nikotin tadı terkimde
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden

kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdaki mürekkep balığı
solumdaki sise intihar etti intiharlar
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken

çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
"gel" desen gelecektim oysa

kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme

şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum

çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım

içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun
"gel" mi diyorsun

herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
"gel" desen gelirdim
"git" dedin ve gittin

Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...

eyvallah..

Şiirin Kahraman Tazeoğluna ait kaydını buradan indirebilirsiniz. http://rapidshare.com/files/257682903/Araz_-_Yalan___HD_Kalite__.mp3.html

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

19/7/2009 · Kategori: Kitaplar

  New York Times Bestsellerden ülkemizde son zamanlarda rağbet gören ve içlerinden bir tanesinin filmi bile çekilen Philippa Gregory eserlerinden bahsetmek istiyorum. Yayın zamanına göre değilde hikayeye göre sıralarsak şöyle:



Çeviren: Özlem Malkara 
Yayın Yılı: 2009
632 sayfa










      İlk kitap niteliği taşımasına rağmen en son çıkan kitaptır. Henüz okuma fırsatım olmadı fakat bu kitap okunmadan da diğer kitaplar rahatlıkla anlaşılmaktadır. Konusuna gelirsek eğer, İspanyol Prenses Aragonlu Katherine' nin hayatı anlatılmaktadır. Katherine' den 'Damarlarında tam bir savaşçı kanı akıyordu'  diye bahsedilmektedir.









Çeviren: Canan Sakarya
Yayın Yılı: 2007
Orjinal Adı: The Other Boleyn Girl
820 sayfa






                        23 Mayıs 2008 filmi gösterime giren ve ilk yayınlanan kitaptır. İki kız kardeş olan Mary Boleyn ve Anne Boleyn arasındaki rekabeti ve Kral 8. Henry 'i anlatıyor. Anlatıcı olarak Mary Boleyn var. Mahkum Prensesi okumadım fakat kitapların arasında en güzeli şahsi fikrimce Boleyn Kızı'dır.






Çeviren: Canan Sakarya
Yayın Yılı: 2008
Orjinal Adı: Dueen's Fool
689 sayfa









       3. kitapta Kral 8. Henry'nin Aragonlu Katherine' den olma kızı Mary Tudor'un taht yaşantısı ve Katoliklerle Protestanlar arasındaki çatışmayı anlatıyor. Bu kitapta da anlatıcı Mary Tudor'un soytarısıdır. Olaylar bir soytarının dilinden anlatıldığı için kitabı daha eğlenceli bir hale getiriyor.

   
    
   

   Çeviren: Özlem Malkara
    Yayın Yılı: 2009
    648 sayfa











      Ve son kitap. Burada olayı yazar kendisi anlatmış, hikayeden birine anlattırmamıştır. Bu bakımdan diğer kitaplardan farklıdır fakat güzelliğinden hiçbir şey kaybettirmemiştir. Konu; 8. Henry'nin diğer kızı Elizabeth'in taht macerası ve yasak aşkıdır. İngiltere için bir dönüm noktası olan Elizabeth'in, İngiltere'nin 'güneş batmayan imparatorluk' olmasında ki etkisi fazladır.

     Son olarak bu seri dışından bir kitap eklemek istiyorum. Boleyn Kızı ve Kraliçenin Soytarısı'nın arasında ciddi bir konu boşluğu var. Ve o boşlukta ki olaylar aslında konu bütünlüğü ve 16. yüzyıl Tudor hanedanlığının anlaşılması bakımından önemlidir. İşte o arada okumanızı tavsite ettiğim bir kitap var: Dokuz Günlük Kraliçe.

                                                                           


Alison Weir
EPSİLON YAYINLARI

Çeviren: Aslı Güçlü
Yayın Yılı: 2008
430 sayfa






    


  Kitaplar sayfa sayısı olarak çok fakat entrikalardan, aşk hikayelerinden,tarihten veya efsanelerden hoşlanıyorsanız kaçırmayın derim.Gülümse

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle